30’lu Yaşlarda Askere Gidecekler İçin El Kitabı – Bölüm 2

İlk bölümde hazırlık süreci bu bölümde ise başıma büyük dertler açan askerlik anıları.

Acemilik ve sonrasında olanlar çok göz korkutmasın. Hepsi geçiyor, sonrada bu şekil eski anılara dönüşüyor. Ben yaptıysam siz de yaparsınız.

Bu yazı aslında tam 86 sayfaydı, oldukça kısalttım ama ana fikri sakladım ama imlalara yine bakmadım.

Levent Dokuzer


ÖZET GEÇ PİÇ

Herkese selamlar, 30 günlük acemilik dönemi ardindan, 24 saat bir moladan sonra tam gaz askerliğe devam edeceğim ama şu anda 24 saat sonrasini düşünmek bile istemiyorum.

Öncelikle, askerlik Levent’i biraz törpüler, insanlara toleransini arttirir, sabretmeyi ve sinirlenmemeyi öğretir diye ben gitmeden önce atıp tutanlara gelsin; hayatım boyunca kullanacağım tüm sabır stoğunu tükettim. Korkun benden. Bundan sonra konuşacağım kişilerden önce CV isteyeceğim, 3′ten fazla kişinin beklediği bir sıraya her ne olursa olsun girmeyecegim, para karşılığı yaptırabildiğim tüm işleri yaptıracağım (temizlik, alişveriş, getir götür, gerekirse sex dahil). Anlayacağınız bomba gibi geri döneceğim.

Tabii şimdi böyle konusunca 30 günlük acemilik suresince sabahtan aksama kadar yerlerde süründüm, bütün gün tüfek temizledim, tuvaletlerde bok fırcaladım falan sanmayin. Eminim bir çok kişiye göre son derece rahat bir acemilik dönemi geçirdim. Sadece bence kısa dönem olmasına rağmen haddinden fazla uzun ve sıkıcıydı.

Bir çoğunuz askerlikte çok zorlanacağımı, kalan bir çoğunuz ise çok kolay uyum sağlayıp kendimi çok sevdireceğimi düşünüyordu. İkisi de olmadi. Ne çok zorlandım, ne de çok kolay geçti. Ama bir gerçek vardı ki tanıdığınız Levent ile alakası olmayan bir profil cıktı ortaya. Bütün gün kitap okuyan, az konuşan, hiç kimseyle çok da fazla sosyalleşmeyen, yeni tanıyanlar için askerliğinin geri kalanında kesin kütüphane görevlisi olur ve ses cıkaranlara işaret parmağını dudaklarına götürerek şiiişşşşşt yapıp duran bir profil.

Açıkçası çok şanslı olduğum bir konu vardı; koğuşum, 55. koğuş. Çok acayip bir karma gerçekleşti ve Türkiye’nin farklı yerlerinden 10 tane adam, aynı saatlerde peş peşe içeri girdi ve aynı koğuşa düştü. Ben koğuşlar kesin 60 kişiliktir, herkes tüm gece horlayıp osuruyodur, leş gibi ayak ve ter kokuyordur diye yakına dövüne nizamiye sınırlarından girerken aslında her akşam eğitimden sonra ayaklarını puduralayan, nemlendirici krem ve yüz temizleyici jellerini yatağa seren, hatta abartıp yüz maskesi yapan, son derece bakımlı Türk askerleri ile karşılaştım. Ben de bundan gaza gelerek çektim her gece uyku bandımı gözüme, kulak tıkaçlarımı kulağıma. Zaten belli bir noktadan sonra hepimiz leş gibi olmuştuk ve kedi boku örter gibi pisliklerimizi kolonyalı mendillerle, duş alamadığımız günlerde ise bacak aralarımızı puduralarla örtmeye başladık.

Nooldu? Muhabbetten rahatsız mı oldunuz? Ben askerliğe giderken mutlaka yaz, sana kesin çok malzeme çıkacakır demişti herkes. Ben de açıkçası 3 tane defter, 10’larca kalemle gittim. İçeri girerken yazı yazma konusunda son derece motive hissediyordum. Çıkışta belki de kendimi Cem Yılmaz’in ki gibi bir talk show yaparken ya da Leventcik Askerde kitabımı sevelerim için imzalarken hayal ediyordum. OLMADI…

Birbirini yeni tanımaya çalışan çok yüksek sayıda aynı binada yaşayan erkeklerin ortak mevzuları fazla değildi. Herkes konuya en damar yerden girdi, hem de 1. günden… BENİM SİKİM NEDEN KALKMIYO, BU YEMEKLERDE KESİN ŞAP VAR.

Sivil hayatta sanarsın ki yataktan çıkmayan, günde 5 kere sex yapan eroslar her nedense askere geldiklerinin ertesi sabahı ereksiyon olamamalarına fena halde takmış durumdaydılar. Koridorda yürürken, tuvalette, günde 10 defa alınan yoklamalarda (bundan sonra bu olaydan IÇTİMA olarak bahsedilecektir – içtima yazılır iştima okunur) yemekte kahvaltıda her yerde bir türlü harekete geçemeyen cinsel organlarından bahsediyorlardı. Keza konu komutanlara kadar taşındı, çorbalarda ve ekmeklerde şap mı vardı? Ya ilk gün girişte bize yapılan iğnelerde ne vardı? Yurdum genci 2. günden aletlerinin sadece işemeye yaradığından, işerkende cımbızla yerlerinden çıkartmak için uğraştıklarından şikayete başlamışlardı bile. Evet arkadaşlar 30 gün boyunca ufaklıklar derin bir uykuya yattı, nedeni neydi bilinmez ama bizler de 30 gün boyunca 31 muhabbeti yaptık. 2. haftadan sonra bu muhabbet daha da çirkinleşti dal taşak masadaydı artık, enine boyuna konuşuluyor ve tartışılıyordu. Bununla da bitmedi.

Konu sıkıntımız vardı ve sadece aletlerimizden bahsedemezdik, etraflıca düşündükten sonra ortak bir nokta daha bulduk. Çiş ve kakalarımız.

Her ne kadar iyi koşullarda kalıyor olsak da yemeklerimiz Michelin yıldızlı değildi, her nizamiye de olduğu gibi bizimde yemeklerimizden baya büyük boyutlarda böcekler ve kurtlar cıktı. Biz de protein eksiğimizi yemeklerle yediğimiz böceklerden tedarik ettik, konuyu gündeme getirdiğimizde ise üstlerimizden “bizim çorbadan çorap da çıkardı, siz yine iyisiniz” cevabini da aldık. Bir kısmımız sustu ve yemeye devam etti bir kısmımız ise kantine terfi etti. Keza ben 30 günümü ŞİMŞEK marka gofret ve çikolatalarla ve ETİ’nin diğer ürün yelpazesiyle beslenerek geçirdim.

İste tüm bunlar bizi çis ve kaka konusuna yöneltti. Ben nizamiyenin tuvaletine ilk girdiğim anda kabız oldum, yemeklerden ilk yiyenlerse ishal. İşte bu ortak noktamızı keşfettikten sonra artık sadece cinsel organlarımızın statikliğinden bahsetmiyor, çis ve kakalarımızın renginden kıvamından ve tuvalete çikma sıklıklarımızdan da bahsediyorduk. Ben 1. haftanın sonunda ilk defa büyük tuvaletimi yaptığımda sonuç bölükte coşkuyla kutlandı. Artık zamanıydı, çünkü tuvalete “hadi artık iyi haberlerini bekliyoruz” diye gönderilmeye başlanmıştım.

Tek hastalığımiz kabız ya da ishal değildi. 30 gün boyunca geçmeyen grip, soğuk algınlığı ve öksürük ve son hafta nükseden GÖZ NEZLESİ kod adlı açıklanamayan göz hastalığı da oldukça revaçtaydı. Ama World War Z setinde olsaydık, grip mikrobunun çikiş noktasını arayanlar bana ulaşacaklardı, çünkü bavulumu koğuşa koyduğum gibi hastalandım ve ilk viziteye cıkanlardandım. Suratıma hiç bakmadan 7 saniyede beni tedavi eden ve hayatımda hiç duymadığım ilaçlar veren doktor ise ap ayrı bir konuydu.

Yazım dilim sert mi, argo mu geldi, e bir aylık askerlikte bazı şeyler değişti tabii, eşeğin kulağına su kaçtı, hayatıma daha önce hiç duymadığım küfürler girdi. Nizamiye denilen yer gerçek bir Türkiye profil ortalaması ve gerçekten Türkiye profili çok kötü, tam arkana bakmadan kaçmalık. Yani bizim o cam küreler içinde yaşadığımız minik dünyamızdan çok uzak.

Günaydın amına koyiim ile başlayan günler bitmek bilmiyor. Gün içinde elini, enseni, dalağını sikiyim, yarrağimın anteni, ve daha niceleri sana eşlik ediyor. Ama yinede favorim durumuna göre doğru kullanıldığında cuk oturan SİKER MİSİN SABAHA MI BIRAKIRSIN…

Ortama ve küfürlere alışmaya çalıştıkça karşıma farklı yeni bir durum daha çıkıyordu. İşin özüne indiğinde askerlik gerçekten HOMO EROTİK bir yerdi. En çok gülünen espiriler ise her zaman az önce kalkmayan ama iş lafa geldiğinde şahlanan aletlerimizle ilgiliydi.

Türkçenin esnekliği içtimalar sırasında kendini fazlaca gösteriyordu.

  1. Bölük BOSAAAALLTT (Binayı)

Önündekine UZAAATTT (Kolunu)

Orda 1 kişi boşaldı (Sırada)

Kay (Arkadan öne doğru geç)

Gibi kalıplar her telaffuz edildiğinde katıla katıla gülen cesur Türk askerleri vardı her yerde.

Ama aralarda çok iyi insanlar vardı dedim ya ve çok iyi arkadaşlıklar kuruldu. Kendi koğuşumu zaten saymıyorum bile o konuda ne kadar şanslı olduğumdan yukarıda da bahsetmiştim. Onlar sayesinde çok da fazla sosyalleşme ihtiyacı duymadım, zaten ne yapacaktım? Tipini beğendiğim, gözüme kestirdiğim eratların yanına gidip ” Merhaba, ilk bakişta fiziksel özellikleriniz hoşuma gitti, diksiyonunuzunda düzgün olduğuna şahit oldum, kantin alişverişlerinizden de halinizin vaktinizin yerinde olduğu belli, minimumda AMINA KOYİİM diyorsunuz, ara sıra elinizde kitapta görüyorum belli… okuyorsunuz, sabahları düzenli traş olup dişlerinizi firçalıyorsunuz, eğer bir de koltuk altı ve etek traşınızı da kontrol etmeme izin verirseniz sanırım çok iyi arkadaş olabiliriz” mi diyecektim. Siker misin sabaha mı bırakırsın demezler mi adama amına koyiim.

İyi kötü bir ay geçti. Bugün yemin töreni yapıldı ve asker ailelerinin gönülleri alındı, erkek anaları egolarını tatmin etti, zavallı mehmetcikler de 24 ila 48 saat arasında değişen mini istırahatlerine çekildiler. Kısa dönem askerlik de kısalacak mı söylentileri son hızıyla gündemdeki yerini aldı, işin özeti bu.

Askerlik 101 bugün bitti, önümüzde bir kaç ay daha var, ama belli ki hayatta kalırım.

Şimdi ben bi gidip ağız tadıyla köpürte köpürte kendimi yıkayayım.

Nerde benim cımbızım?

LEVENT YATAR SAFAK ATAR

30 günde ne mi oldu?

Çok kayda değer bir şey yok aslında. Ya da şu anda bana öyle geliyor.

– Kocaman gözlüklerimle nizamiyeden içeri girdiğim andan itibaren gözlükler bi dikkat çekti. Reklamcı, Ajans Press, Richie Rich gibi bir takım takma isimler edindim. Gözlükleri, farklı bölüklerden insanlar ve komutanlar bana ismimle hitap etmeye başlayınca çıkarttım ve son gün sadece yemin töreninde annem ve ablam beni kolay farkedebilsin diye geri taktım.

– 2. günden itibaren bottan topluklarım patladı, ama ne patlama, 5 gün terlik istiahati aldım. Gündüz çorap üstü terlik aksam mavi hastane pijamalarımla gerçekten bir moda ikonuna dönüştüm.

– Lüksünuü ve özgürlüklerini kaybeden her insan gibi koğuşta ilk gece ben de uyuyamadım. kendiminki hariç 9 yatakta yatan insanları süzüp analizler yaptım.

– 1 ayımı beraber geçirdiğim çok tatlı 9 oda arkadası ile tanıştım.

– Her boş vaktimde ankesorlu telefona sarildim ve bizimkileri aradim, mumkun mertebe disarda olan biten gunluk rutinlere hakim olmaya caliştim

– Hafta ici sabah 5 hafta sonu sabah 6 da kalktim, genellikle ilk ben kalktim, ilk ben giyindim, odadan ilk ben ciktim. Emre’yi sinir ettim.

– Apo ile gunde ortalama 20 kahve ve 2 paket sigara tukettim, totem belledigim Türkmen daglarina isteklerde bulundum. Sikildikca binanin daga bakan tarafina kactim oturup uzaklara baktim. “Göt dagına baka baka geçer askerlik” dedikleri olayi en iyi ben tattim.

– 3 kere migren krizi gecirdim 1 tanesi siddetli, 30 gun boyunca ise alerjim gecmedi, oksurdum hapsirdim tiksirdim.

– Gunde ortalama 6 istimaya katildim, sayisiz kere comeldim kalktim.

– Toplasan 1 ayda 7 kere kakami yaptim, her seferinde 45 dakikalik bir tuvalet temizleme seremonisi yasadim. Kalablik icinde senkronize osuruk ve balgam cikartma seslerine kusmadan tahammul etmeyi ogrendim. Burnum koku almaz, kulaklarim ise bu sesleri isitmez oldu.

– Saatlerce sıra bekledim, sıra bana geldiğinde suratıma kapanan kantin penceresine sukunetle bakip kaderime razı oldum. Sakinliğimi korudum.

– 2 kere panik atak gecirdim, Türkmen daglari burda da kaçis noktam oldu, derin derin nefes almayi ogrendim.

– Insanlarin kafa sekillerine gore bagnazliklarini orantiladim, konusulanlara kulak tikadim, duyduklarima inanamadim.

– Okumus adamlarsiniz ile baslayan nutuklari sonuna kadar dinledim.

– Am got muhabbetlerinde maksimum limite geldim

– CAVUS kelimesini ilk 4 gun ilk seferde telaffuz edemedim, COBAN ve USAK kelimeleri ilk aklima gelenlerdi, kazasiz belasiz durumu atlattim

– Cappuccino icmeden ayilamayan okumus pic kurulari sifatını icime kolayca sindirdim ve gulumsedim.

– Gunluk hayatimizca sikca kullandigimiz ingilizce kelimeleri agizimdan kacirdim, benden baska kaciranlari duyup guldum, keza icinde bulundugum ortam ” Yemekane gorevlilerini random mi seciyorlar” cümlesini kaldirmaya hazir degildi.

– Askerlikten sonra hayatimin nasil olacagina dair bol bol hayaller kurdum

– Gunde 10 kilometre yurudum bazen, tek istegim saatin 5 olması ve ranzama ulaşmaktı.

– Tuvalet temizledim, izmarit topladim, 2 kere koridor ve merdiven sildim, 2 kere koridor nobeti tuttum, 1 kere santral telefonuna baktim, YAVSAK YAVSAK konustugum icin azar isittim.

– Nefret ettigim luzumsuz milliyetciligin tiyatral kisminda bas rollerden birini oynadim. Gun boyu uygun adimda slogan attim.

HER TURK ASKER DOGAR

VATAN SANA CANIM FEDA

HER SEY VATAN ICIN

SEHITLER OLMEZ VATAN BOLUNMEZ

AKAN KANLAR BAYRAK ICIN

PIM CEK BOMBA AT (evet gercekten pim cek bomba at diye bagirdigim bir sahne var beni hayal etsenize 1 dakika gozlerinizi kapatip)

– Turkiyem Turkiyem sana asigim diyerek kita durdum

– Tanrimiza hamdolsun Milletimiz sağolsun afiyet olsun diye yemek dualari okudum

– Zaman zaman cok buyuk bir yanlislik olmus ve bir hata sonucu buraya gelmisim her an geri donecekmisim gibi hissettim.

– 1940 senesinden talma tufeklerle atis yaptim, 3 tanesinde hefefi tutturdum, oldukca hizli tufek soktum temizledim ve geri taktim.

– At avrat silah mantiginin turk genclerindeki yerini yakinen gordum.

– Toren yuruyusu denemeleri yaptim ama guzel pence atamadim

– Hazir misin sorusuna hep DAIMA diye cevap verdim

– 1 ayda 1400 sayfa kitap okudum

– Her sabah tras oldum

– Radyo Dumlupinar’i bol bol dinlemek zorunda kaldim

– Konser verildi gitmedim. Mehmetcige canim feda diyen kadin sarkiciya “CANINI VERME AMINI VER” dedikleri sahneyi canli kanli goremedigim icin kahroldum

– Gunde 16 saat NTV spor izleyen bir kesimle yasadim. 2. lig takimlarinin kadrolarini sayabilecek levela ulastim.

– Bugun TV, Samanyolu Tv ve TGRT Haber kanallarinin yayin akislarina hakim oldum, neredeyse hic mainstream kanallara denk gelmedim.

– Kan istediler vermedim, dovmen var dediler almadilar

– 2 defa gece egitiminden kaytardim, birinde yakalandim, namaz kiliyodum dedim yırttım. Dini suistimal ettim.

– Her celp doneminde cikan ASKERLIK KISALACAK dedikodularinin gercege donustugu ana denk geldim. Askerlik kisalacak ve umarim bana da pay cikacakti. (çıkmadı)

– Gece 2 de kalkip sirf disardan geldigi icin kebap yedim, geri uyudum, mideme dokunmadi, adrenalin vs rennie

– Keske burda bir yavru kedi olsa dedigimden 2 gun sonra uzaklardan kosar adim yavru kedi geldi. Sonra geldigi gibi geri gitti, gonderildi.

– Arkasina bakmadan cekip giden birisi var sarkisi, Demet Akalin’in ustume kabus gibi cokmesine sebep oldu

– Anadolu hayat emeklilik en nefret ettigim ve omrum boyunca benden 5 lira dahi kazanamayacak sirket olarak kalplerdeki yerini aldi

– 1 tane ruya gordum, onda da Murat Boz’u gordum

– Akbel Marka tereyagi, simsek marka gofret, chico’m marka cikolata kremasi, doymaca marka bal gordum, yedim

– Sikintidan bahcede toren adim yuruyen 30+ adamlar ile tanistim.

– Kendi aksanina aldiris etmeden baska aksanlari taklit eden insanlara guldum

– Hava kotu diye uzun ince bir koridorda saatlerce altima bahtaniye serip oturdum, sonra o bahtaniyeyi zorunluluk geregi yatagima serdim

Bu sekilde pes pese siralayinca cok acikli sound etmis olabilir ama yine de herseyin dogru zamanda olduguna inandim. 30 gunumu tamamladiktan sonrada ailem ve arkadaslarimla cok guzel bir gece gecirdim.

Simdi uykum geldi, bir kac saat uyumak lazim

LEVENT YATAR SAFAK ATAR

under normal conditions: 134 gunum kaldi, kisalirsa 80

Bundan sonra daha sik gorusucez

Optum bye

LEVENT’S ANATOMY

Bugun normal şartlar altında tam 1/4 ü bitti. Nasıl geçti bilmiyorum. Geçerken çok yavas ve sıkıcı, geçtikten sonra hiç yasanmamış gibi. Bitiminde muhtemelen bir kaç terapi gerektirecek bir süreç.

İlk 1 ayı tamamlayıp esas mekana, uzun dönem askerliğimi yapacağım ile ulaştığımda tek teselli İstanbul’a deniz otobüsüyle 2 saatte ulaşacak olmak ve bu sayede haftasonları gelenim gidenim çok olacak düşüncesiydi.

En büyük korkum olan alana tek başıma girme fobimi de bu sefer acemilikten 2 arkadaşımla önceden bulusarak atlatmış içeri SAFE bir şekilde girmiştim.

Kayıt işlemlerinden sonra yatılacak alanlara geçildi. İlk koridordan geçerken buralar heralde 1. Dünya savaşında kullanılan depolar diye turistik bir yüz ifadesiyle elimde bavulum yürürken işte ahanda burası dedi bir ses. En azından diğer 2 arkadaşımda aynı depolarda konaklayacak diye şoka girmedim. Birbirimize destek olacaktık ve herkesin söylediği gibi ilk kısıma göre bu önümüzdeki süreç çok daha rahat geçecekti.

Yemekhanede ve kantinde sıra yoktu, yemekler ise Kütahya’ya göre çok çok daha iyiydi (Yani yenebiliyordu)

Ama esas şoku tuvalete girdiğimde yasadım (bok muhabbeti bitti sandınız di mi?) Sadece alaturka tuvalet vardı ve o da sarımtrak bir tabaka ile kaplıydı. Acemilik boyunca neden günde 20 kere ÇÖMEL pozisyonunu yaptırdıklarını şimdi anlıyor ve aslında askerlikte her şeyinde o kadar mantıksız olmadıgını hatta kendi içinde garip bir mantıgı bile olabileceğini düşünmeye başlıyordum.

Girdim kabine ve çömeldim. Bence kesinlikle kakamı pantalonumun tam ağ kısmına yapacak ve kamuflajı temizletme sansım olmayacağı için günlerce kakalı gezecektim. Daha da çok çömeldim. O saniye, içinde bulundugum durumdan dolayı acı içinde etrafa bakarken ve asla kakamı yapamazken NASIL BİTECEK BU ASKERLİK diye düşünüyordum. Kapıda yazan şafak sayılarını okumaya basladım ve içlerinde bir not dikkatimi çekti.

ÜZÜLME KARDEŞ

BİZ DE GELDİK SİZ GİBİ

SİZ DE GİDECEKSİNİZ BİZ GİBİ

Bu tam olarak o anda duymaya ihtiyacım olan şeydi ve gözlerim dolu dolu ilk kakamı yaptım.

Bu ile has bir durum mudur bilmem ama hayatımda hiç bu kadar karasineği bir arada görmemiştim. Yeni ilaçlama yapılan arazide yerler karasinekten bir halıya dönüşmüş ama bu canlıların üreme sistemine ilaçlama kar etmemişti belli ki. Ana Jet Üssu denme sebebi bence tamamen havalanan kara sineklerden dolayı konulmuş bir isimdi. Keza ilk 12 günümde hala bir F16 görmemiş olmam bu tezimi gittikçe kuvvetlendiriyordu.

İyi durumdaydım. İdare ediyordum. Bu işin temelini anlamıştım, ben de nasıl olsa buradan çıkacaktım. Her sey bir formaliteydi ve bu alan içerisinde olması gerektiği gibiydi. Uzun dönemler hariç. Ama bunun da askerlikle hiç bir ilgisi yoktu. Türkiye’nin eğitimsiz profili ile alakası vardı. Koğuşta geçen geceler, tarlabaşında sokakta uyusam geçireceğim geceler kadar varoştu ama uzun dönemler kısa dönemlere belli bir mesafede duruyor, alt kültürlerini kendi devreleri arasında birbirlerine aktarıyorlardı. Küfür haznemse gün geçtikçe gelişiyor ÖLÜNÜN MEZARINI SİKERİM, GAMZELERİNE ATTIRIRIM gibi hayal gücümü zorlayan küfürler öğreniyordum. Bir kaç gün sonra birbirimize alıştık. Onlar bize ortalama 8 yas büyük oldugumuz için abi demeye başlamışlardı rütbece de onlardan kıdemliydik, iş dağılımımızda buna göreydi.

Vizite Çavusu oldum. İçinde blundugum ortamı bir kaç saniyeliğine gözümün önünden geçirdiğimde bir anda kafamda bir şarkı çalmaya başladı.

They got the situation, they got me facin’
I can’t live a normal life, I was raised by the strip
So I gotta be down with the hood team
Too much television watchin’ got me chasin’ dreams
I’m an educated fool with money on my mind
Got my ten in my hand and a gleam in my eye
I’m a loc’ed out gangsta, set-trippin banger
And my homies is down, so don’t arouse my anger, fool
Death ain’t nuthin but a heart beat away
I’m livin life do-or-die-a, what can I say?
I’m twenty-three now, but will I live to see twenty-fow’?
The way things are goin’ I don’t know

Tell me why are we, so blind to see
That the ones we hurt, are you and me

Been spending most their lives living in the Gangsta’s Paradisecopy paste i zengin görünsün diye uzun tuttum

Evet ben Gangsta’s Paradise ta ki Michael Pfeiffer gibi bir şeydim  ve bölükteki Coolio’ları kurtarmam onlara bakmam, sosyal hayata kazandırmam gerekiyordu. Bu süreyi bu ulvi görevi icra ederek geçirebilirdim. Neden olmasın?

Olaya hızlı girdim. İlk nöbet günümde, hızlı araba kullanan birinin arabasına bindiğimde ölüm korkusuna kapılan bendeniz 5 defa ambulansla son sürrat ve tüm trafik kurallarını çiğneyerek hastaneye hasta tasıdım. İlk hastam ise tüm kontrolleri yapıldığı halde hiç bir sağlık sorunu olmadıgı tespit edilen ve sebepsizce kasılan bir cocuktu. Arkadası “Onun içine cin girdi” dedi. “Kelime i şahadet getirince tepiniyor” dedi  ve getirdi ve çocuk tepindi. İfadesizce baktım ve “gece yattığı ranza da havalanıyor, karnında HELP ME” yazıyor mu diye sordum. Sakinleşirici iğne yaptık ve geri döndük.

Devlet hastanesinde refakatçiyim. İmkanlar değerlendirildiğinde şanslı ve rahat bir askerlik geçirdiğimi düşünüyorum. İyi komutanlara ve bir kaç iyi koğuş arkadasına denk geldim. Ben de herkes gibi bu süreci tamamlayacağım. ve tüm inanmayanlara inat kısa dönem askerliğin 4 aya ineceğine bununda Kasım’in 2. yarısında olacağına tüm kalbimle inanıyorum. 31 Aralıkta evdeyim. Olmazsa da yıkılmam.

Herkese kocaman öpüyorum.

See you soon

Levent Pfeiffer

PS: Bu blogda geçen kişiler hakkında acımasızca genellemer yaptıgıma bakmayın. Hepsi çok tatlı insanlar çoğuyla hala öyle ya da böyle iletişimdeyim. Ama biraz hikaye de çıkartmam lazım dı tabii ki.

RIHANNA MY BFF

Hastanede 3. günüme girmiş ve bu gecede burada kalacağım kesinleşmişti. Kendime bir çift don ve çorap daha aldıktan sonra 70 derece açıyla yatan yeşil koltuguma iyice yerleştim. Kantin tostu ve makina kahvesi ile beslenmeye devam ettim.

Sivil gezmenin rahatlığı bir yana dısarı çıktıgında ne olursan ol askerdin. Gerçek kimliğin, eğitimin, entellektüel seviyen hiç bir fark yaratmıyordu saç traşın ve eşofman altın ben askerim diye bağırıyorken. Elin devlet hastanesindeki en alt level hemşiresi sana boka bakar gibi bakma hakkını kendinde bulabiliyordu hemen.

Bense ulvi görevime kendimi adamış, ameliyattan çıkan ere üşüyosundur sen şimdi diye bahtaniye bulup sarıp sarmalıyordum. Madem burdayım madem görevim bu o zaman öle ya da böle geçecekti. Ama ne olursa olsun bir gerçeği saklayamıyordum. Askerlik için çok kibardım.

3. günün başında hastane personeli de bende bir gariplik oldugunu anlamıştı. Yere balgam atmıyor, sikimi dakikada 38 kere avuçlamıyordum. Üstüne üstlük utanmadan dişlerimi fırçalıyor ve deodorant kullanıyordum. Aynı 3. günün basında hastanenin kafeteryasının kasasında duran kadın bana ABLACIM diye hitap etmeye baslamıstı bile. Hiç anlamadıgım bu hitap şekli burda da karşıma çıkmıstı. Kendisi benden büyükçe, ablam yasımda oldugu için günde 30 kere makinadan kahve alan 30 yasında bir askere neden ablacım diye seslenirdi ki bi insan. Annem beni annecim diye sevse 3. de aklımı kaçırırdım herhalde.

TV kanalları ve izlenen programlar ise malesef çeşitlilik göstermiyordu. Odadan 2 dakika ayrılıp geri geldiğimde Samanyolu TV’de GELİNİMİN EMANETLERİ isimli dizi açılmış oluyor, yemek için masaya oturan bir ailenin annesi aç oldukları için bir an önce yemek yemek isteyen çocuklarına “ÖNCE ALLAH’A  DUA EDİN Kİ ÖMÜR BOYU HİÇ AÇ KALMAYIN” gibi garip öğütler veriyordu.

Çok konu olmadıgından dönüp dolaşıp sivil hayattaki mesleklerimizi öğrenmeye çalışıyorduk. Genellikle insanlar bu soruya KASAP, TERZİ, BAKKAL gibi tek kelimelik cevaplar verebilirken ben ilk günden beri en çok bu konuda zorlanıyordum (aslında kaka problemini de sayarsak 2.).

İlk günlerde bu soruya Kurumsal Marka ve Pazarlama İletişimi Yöneticisi gibi bir cevap verip üstüne bir de Müzik ve Yaşam Kültürü Dergisi çıkarıyorum diye eklemeye çalışmıstım ama karşımdakiler daha Kurumsal Paz…derken uyuya kalmışlardı. Zamanla bu zorlugu aşmak için ,işletmeci, pazarlamacı gibi çözümler bulmaya çalıştım, Yayın Koordinatörü dedim, Yönetici dedim ama aralarından bazıları elektrikli süpürge sattığımı düşündü bazıları ise konuyu didiklemeye karar verdi.

Hani dedim bigün,RIHANNA Istanbul’da konser yaptı ya. Onu biz yaptık işte. O anda pişman oldum. Rihanna kelimesini telaffuz etmemle bir kaç kişi koşarak tuvalete gitmek üzere gruptan ayrılmıştı bile. Hiç beklemediğim ilk soru geldi. RİHANNA’YI ELLEDİN Mİ PEKİ?… Evet anlaşmanın içinde kaşe, otel,uçak, konaklama ve full acess kartı olanların gönül rahatlığıyla Rihanna’yı mıncıklaması dahildi. Hayır dedim, sadece sahnede gördüm kendisini, ben bu etkinliklerin Pazarlama tarafını yapıyorum diye açıkladım. MUHASEBECİSİN YANİİİ dediler.

Ben mesleğimi anlatmakla ilgili çabalarımı neticelendirmiş ve ümidi kesmiştim ama Rihanna ile olan bu yersiz munasebetim ışık hızıyla jet üssünde yayıldı ve yemekhane masalarında ben geçerken RIHANNA’yı getiren cocuktan tutun Rihanna’nın arkadası buymusa varan fısıldamalar duyulmaya baslandı.

Tanımadıgım cocuklar bana Rihanna hakkında garip sorular soruyordu. Evet yemin törenime Annem ablam ve badgirlriri gelmişti. Kasım gibide çarşı iznime denk getirecek sekilde buraya gelecek, benle iyi geçinirseniz size de elletiririm.

Herhangi bir ortamda Rihanna sayesinde bir forsum olacağını hiç düşünmezdim ama su anda cocuklar bana bu yüzden bir tık daha fazla saygılı davranıyorlarsa oyunuda bozmanın alemi yoktu. TV de görünen bir kaç kişiyi tanıyo olmak burada tahmin edebileceğinizden daha havalıydı, Rihanna efsanesini bir kaç oyuncu arkadasımın da adını telaffuz ederek kuvvetlendirdim.

Herkes tek bir noktada birleşti. ABİ SENİN ASKERDE NE İŞİN VAR.

Evet bence de su anda Rihanna ile dünya turnesinde olmalıydım ve evet Özgür’cüm dediğin gibi xxx i tanıyomusun peki diye gelen tüm sorulara evet cevabını veriyorum

– Burdaki profilden sürekli şikayet ediyormuş gibi görünmek istemem. Tabii ki çok iyi insanlar var. Farklı kültürlerden, eğitimlerden gelmiş ama özünde çok iyi insanlar var. Aralarında çok sevdiğim ve muhabbet etmekten keyif aldığım bıçkınlar da var. Sivil hayatta mesleğin ne dediğimde HIRSIZLIK FALAN YAPIYORUZ ABİ, KARI DA PAZARLIYORUZ AMA HAKKIMIZ OLMAYAN HİÇ BİR ŞEYİ ALMIYORUZ diyen kafası karışmış Robin Hood’lar da var. Ama dediğim gibi bazılar çok iyi çocuklar.

Bu, yine de bir akşam duş almaya gittiğimizde duş perdesini açıp yüzeyde BOK gördüğümüz gerçeğini engellemiyor. Evet gerçek anlamda büyük tuvaletini kasten, inadına, sadece buradan çıkışına bir elin parmakları kadar gün kalmış olduğu için yapan zihniyetler de var. Bu durum içinde bulduğumuz kurumun, kuvvetlerin yapısıyla hiç bir ilgisi yok, tamamen Türkiye’nin genel ortalaması bu, kapasite bu kadar. Yapacak bir şey yok.

Burada sizlerin her gün gazetelerin 3. sayfalarında hızlıca göz gezdirdiğiniz haberlerin ana kahramanlarıyla iç içe yaşıyor, belkide bazılarıyla aynı odada uyuyoruz. Kirli iç çamaşırların bile çalınabildiği (yer değiştirdiği) bir yaşam alanı.

Ama ben haala birileri terhis olurken, sabah yoklamasında HAYDI ARKADAŞLAR BEN GİDİYORUM BUGUN, HAKKINIZI HELAL EDİN dediğinde oldukça duygulanıyorum ve gözlerim doluyor. Zaten nedendir bilinmez buraya geldim geleli sürekli gözlerim doluyor. Ben de kafam da hemen sabah yoklamasında hadi arkadaşlar hakkınızı helal edin dediğim günü gözümün önüne getiriyorum, sonrasında ufak bir eklemeyle, yalnız biraz acelem var ilk deniz otobüsüne yetişicem de…

Yine bu terhis muhabbetlerinden bir tanesinde, kendi odamızdaki uzun dönem arkadaşlarımız veda yemeklerini kendi devreleriyle değilde bizlerle yani koğuş arkadaşlarıyla yapmayı tercih ettiler. Kendi koğuşum diye söylemiyorum ama bu konuda da her konuda oldugu gibi çokşanslıyım çünkü koğuşumuzun %90′ı pırlanta gibi çocuklardan olusuyor. Sadece geceleri geç saate kadar çok fazla gürültü yapıyor ve yüksek sesle konusuyorlar ama artık o kadarda olur diyor, bu durumu ses girebilecek tüm deliklerimi kulak tıkacı, ışık girecek tüm deliklerimi ise uyku bandı ile kapatarak geçiştiriyorum.

Bu terhis yemeği;  içinde bulundugumuz yasam alanını göz önünde bulundurdugumda hayal edebileceğimin oldukça üstündeydi. Mangalda etler, çoban salatası, sogan, cola, çay ve tramisu ile taçlandırılmış, adeta bir ziyafete dönüşmüştü. Yemek boyunca bizler çavuş oldugumuz, yasca büyük oldugumuz ve kısa dönem oldugumuzdan dolayı misafir olarak adlandırılıp hiç bir işe yardım etmemize izin verilmemiş, yediğimiz önümüze yemediğimiz arkamıza konmuştu. Terhis olacak arkadaşlar, abileriyle bir çok fotograf çektirmiş ve duygusal anlar yasanmıştı, tahmin edebileceğiniz gibi benim gözler yine dolmuştu çoktan. Çaylar tazelendiğinde ise bir oturma alanına geçilip bir yuvarlak olusturulmuş ve birden sırayla herkes türkü söylemeye başlamıştı…

Bu noktaya kadar herşey çok güzeldi, ama neden sırayla türkü söylememiz gerekiyordu? İlk türküye başlayan benden çok uzak bir noktada oturdugu için oldukça fazla zaman kazanmış ve kaçış planları yapmaya başlamıştım. Hayatımda hiç duymadıgım acıklı türkülere 4-5 dakika kadar empatiyle eşlik ettim suratıma kondurdugum sahne tebessümle. Sonra tabii ki gerçek Levent ortaya çıktı.

Bir yandan da haala düşünmekteydim. Çocukları çok seviyordum, çok iyi hazırlanmışlar bizlerle en önemli gecelerini paylaşmak istemişlerdi, acaba bir türkü söylesemiydim? O anda aklıma gelen tek şarkı CEYLAN’dan YAPTIGINA SANTAJ DENİR BÖYLE AŞKA MONTAJ DENİR oldu.

Kendimi yuvarlağın ortasında aya kalkıp söylerken hayal ettim. Türkü bile değildi bu ama ortama çok uygunmuş gibi geldi o anda

Her gün baska baska konu

Ne basi var ne de sonu

Söyle gerçek sevgi bu mu

Yazin baska kisin baska

Hasret kaldim gerçek aska

Için baska disin baska

Her gün beles yasiyorsun

Üstüme gül kokluyorsun

Gerçege yalan diyorsun

Yaptigina santaj denir

Böyle aska montaj denir

Sonra bir kez daha düşündüm, burada şanıma şöhretime yakışır şekilde, bana takılan RİHANNA’YI TÜRKİYE’YE GETİREN ÇOCUK BUYMUŞ lafının hakkını verecek şekilde bir anda sandalyemi ters çevirerek kalkıp SHINE BRIGHT LIKE A DIAMOND dan bir kuble mi okusaydım…Belki biraz arabesk ezgiler katarak.

Ya da “Bakın bu da benim en sevdiğim müzik türü, Nordik kadın vokal, The Knife diye bi grup” diyip I’m in Love with your brother, yes i am maybe i should’n ask for his name….diye girişerek dünyanın en ilginç kültürel çarpışmasını mı yaratsaydım.

Sıra bana geldiğinde, BENİM SESİM ÇOK KÖTÜ YAA BENİ ES GEÇELİM dedim…Kimse de benden Türkü söylememei beklemiyomuş zaten, hemen sıradakine geçtiler. Ama yine de beni seviyorlardı.

Koğuşum haricinde ki çocuklar da beni seviyorlardı. Hastaneye götürdüğüm her çocuk, bana yeni bir hikaye anlatıyordu. Yaptıgım tek seyse onları dinlemek, azarlamamak ve işlemlerini kolaylaştırmak oluyordu. Belki bir de çay kahve ısmarlıyordum extradan.

Hepsi beni birine benzetiyordu. Yavaş yavas yanıma gelen herkes şu gibi cümleler kurmaya başladı.

– Abi, bizim bir Erdal abimiz vardıi aynı ona benziyorsun.

Vardı, past tense, vardı da ne oldu demeye artık korkmaya başlamıştım ama ben sormasam da onlar bir şekilde söylemek üzüere muhabbete girmişlerdi bir kere.

– Eee ne oldu hayırdır…demek zorunda kalıyordum.

– AMCA OĞLU GÖZLERİMİN ÖNÜNDE KAFASINA SIKTI ÖLDÜRDÜ, ÇOK SEVERDİK, AYNI ONA BENZİYORSUN, ANNESİ SEN

Sonra ne mi oldu?

Biz de bir gün bir baktık kendi terhis yemeğimize hazırlanıyoruz. Geçiyor gençler geçiyor

6 ay dediğin hemen geçiyor

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s