Selam, Tanışalım mı?

16.10 2016 / pulbiberdergi.com

http://pulbiberdergi.com/2016/10/16/selam-tanisalim-mi/

Hepimiz çok iyi birer oyuncuyuz. Çok iyi role giriyoruz. Gün içinde birçok role hem de. O kadar hızlı kimlik ve karakter değiştiriyoruz ki, en iyi oyunculara taş çıkartıyoruz, sadece farkında değiliz. Kimlik bölünmesi yaşıyoruz, bazen hastalıklı bir şekilde. Bazılarımız baş edemiyoruz, destek alıyoruz; bazılarımız önemsemiyoruz, çok iyi kıvırıyoruz durumu. Çocukluğumuzdan beri iyi kıvırıyoruz belki de.

Selam, Levent Dokuzer ben. 32 yaşındayım. Birçoğunuz bana daha önce rastlamadınız. Ya da belki farklı platformlarda karşılaştık. Levent olarak, Levent Bey, Levo da olabilir, yurtdışında karşılaştıysak Leo olabilir, kanka ya da bro da olabilir (o durumda sizi pek hatırlamıyorumdur). İyi bir eğitim aldım.

Aldığım eğitimin tek kelimesini pratikte kullanmadım. Ama öğrenci kimliğimde çok başarılıydım, okuldan çıktığımdaysa leş bir ergen. Sen beni üniversite yıllarımda gece klüplerinde görecektin.

Ailenin Dokuzer soyadını taşıyan tek ve son erkek çocuğuydum, tüm akrabalar ve arkadaşlarımın aileleri tarafından örnek gösterilirdim, yaşıtlarımı bile bana emanet ederlerdi. Harika bir evlilik yapıp bir sürü Dokuzer soyadlı veliaht üretmem bekleniyordu. Neyse… Ama sen beni bi’ görecektin ki.

İlk başta doktor olurum dedim, sonra mimar

İlk piyano çalmaya başladım, sonra elektrogitar. İki önemli tiyatro oyununda başrol oynadım, sonra genç milli voleybol takımında pasör oldum. Yaz tatili vermediler diye bıraktım. Ne doktor ne mimar oldum. Siyaset bilimi okudum ama şimdi eğlence sektöründe pazarlama müdürüyüm. Arada akupunktur ve spa kliniğinde çalıştım. Birkaç dergi çıkarttım, radyo programları yaptım. İki kere resim yarışmasında birinci oldum, amatör bir TV programı formatı yaptım, Aydın Doğan Genç İletişimciler Ödülü kazandım. Yok yok, çok matah bir şeymişim sanın diye yazmıyorum. Kim olduğumu bir türlü bulamadım ben.

Çok uzun süren depresyonlara girdim, bazılarından bir günde çıktım, hepsinde dünyanın sonu geldi sandım. Çok neşeli oldum, bazen yoracak kadar. Hatta bazen aynı gün içinde hem depresyona girip hem çok neşeli oldum. Bipolar. Tüm bu kimliklerimin hakkını verdim.

Büyüdüm, “Levent Bey” oldum

Çok ciddi toplantılara girdim. Ağzım çok iyi laf yapıyordu, herkes beni dinliyordu ama aşırı hangoverdım ve bir gece önce duş almamıştım. Senelerdir kullandığım ve bana çok yakışan parfümümü boca etmiştim. Kimse bir önceki gün işe geldiğim kıyafeti tekrar giydiğimi de fark etmemişti, çok da şıktım bir görsen. Oysa dün gece ne boklar yemiştim.

İşten eve dönerken parfümün etkisi azalmıştı. Yorgun ve sinirliydim, tek kelime etmek istemiyordum. Kedilerime mama almak için pet-shopa girdim. İki kedim var benim, kedi Yoda ve kedi Soda. Öyle tatlılar ki. Kedi babası kimliğimle dünyanın en sevecen insanı oldum dükkânda, çıkıştaysa istediği parayla söylediği gibi aç karnını doyurmayacağını bildiğim mahallenin junkiesine büyük çemkirdim. Dev ama, tanıyamazdın beni.

Apartmanın girişinde eli kolu dolu komşuma kapıyı açıp yol verdim; çok severler beni apartmanda, kiracıyım ama neredeyse yönetici yapacaklar. Elektrikten doğalgaza, apartman temizliğinden su kaçağına her şeyden haberim olur, ilgilenirim. Tam ideal bir komşuyum, külüme muhtaç olunacak cinsten. Sen bir de benim evdeki ev partilerini gör. İmza toplayıp attırırsın beni apartmandan.

Dönem dönem huylarım değişti. Bazen çok fazla kitap okudum, bazen çok fazla müzik dinledim. Peş peşe yüzlerce film izledim, bazen de bir hafta sonunda 3 sezon dizi. Tiyatrolara gittim, açılışlarda boy gösterdim, sergilere gidip sanat eserlerinin karşısında dikildim. Bazılarını anladım, bazılarını anlamış gibi yaptım. En absürt Türk dizilerini izledim, en ucu açık sanat filmlerini de. En yetkin alanım olmadı ama her zaman kültür ve sanat hayatının kıyısından geçtim.

Çok fazla başarısız oldum ama karşıma çıkan tüm fırsatları da değerlendirdim. Hiç ikilemde kalmadım. Sinyalleri gördüm, dümdüz devam ettim. Şu anda olduğum yerdeyim. Çok absürt bir hayat yaşadım, bence genetik. Six Feet Under izler miydin? Hah, işte tam olarak o şekil.

Kendimle çok dalga geçtim, bence hayatın en güzel yanı bu

Çok anı biriktirdim, dedim ya çok iyi role girdim ve hepsini de not aldım. Belki işte tam olarak da bu yüzden buralardayım. Süper amatörce yazı yazıyorum ben, yazmaya meraklıyım. Tüm kimliklerimi yazarak absorbe ediyorum. Emekliyorum daha, yeni yeni. Belki de on iki senedir not alarak, yazarak, ama yeni başlıyorum. On iki senedir günlük şeklinde tuttuğum bir blogum var (link profilde -pardon genç kız kimliğim girdi araya). On iki senedir toplasan yüz bin okunmuştur, geçenlerde bir yazı yazdım, iki günde yüz bin okundu. Herkes 15 dakikalığına meşhur olacaktı di mi? Bir uzun metraj senaryo denemem vardı, senelerce durdu kenarda, şimdi film olma yolunda emekliyor o da, aynı on iki sene sonra kitap olma yolunda ilerleyen blogum gibi.

Ben de buradayım işte, tüm absürtlüğümle. Hepsini not aldım. Tüm kimliklerime çok iyi büründüm, çok iyi role girdim. Gün içinde birçok role hem de. O kadar hızlı kimlik ve karakter değiştiriyorum ki, en iyi oyunculara taş çıkartıyorum. Sen okuduğun müddetçe buradayım. Henüz ne yazacağımı bilmiyorum. Bu da beni biraz tanı diye bir girizgâh. Belki bazen çok güleriz, belki bazen Six Feet Under.

Reklamlar

2 Comments Kendi yorumunu ekle

  1. Jeditobe dedi ki:

    Tum yazida “kendimi gordum saniyordum” ki kedinin adinin Yoda olmasi bu sanrimi konfirme etti.

  2. efsun dedi ki:

    Aferin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s